Dobra Dobra Süleyman Bilir Yazıyor
Arnavutluk'ta Gördüğüm Dostluk, Hissettiğim Kardeşlik Yıllardır haber peşinde koşan bir gazeteci olarak birçok şehir, birçok insan gördüm. Ancak bazı yolculuklar vardır ki yalnızca yeni yerler göstermez, insana yeni düşünceler de kazandırır. İşte Arnavut

Dobra Dobra Süleyman Bilir Yazıyor
Arnavutluk'ta Gördüğüm Dostluk, Hissettiğim Kardeşlik
Yıllardır haber peşinde koşan bir gazeteci olarak birçok şehir, birçok insan gördüm. Ancak bazı yolculuklar vardır ki yalnızca yeni yerler göstermez, insana yeni düşünceler de kazandırır. İşte Arnavutluk gezim de benim için böyle bir yolculuk oldu.
Meslektaşlarımla birlikte Arnavutluk'un başkenti Tiran'da kiraladığımız iki artı bir dairede on gün geçirdik. Bir gazeteci için en değerli şey gözlem yapabilmektir. Ben de sokakları, insanları, tarihi ve günlük yaşamı dikkatle izledim.
Tiran'ın kalbi olan İskender Bey Meydanı ilk dikkatimi çeken yerlerden biri oldu. Meydanın ortasında atının üzerinde yükselen İskender Bey heykeli, Arnavutluk tarihinin en önemli simgelerinden biri. Osmanlı ordusunda yetişen, daha sonra kendi halkının bağımsızlığı için mücadele eden İskender Bey, Arnavutluk tarihinde önemli bir yere sahip. Tarih bazen farklı cephelerden yazılır. Bizler geçmişi değiştiremeyiz ama geçmişten ders çıkararak geleceği birlikte kurabiliriz.
Meydanda cami ile kilisenin yan yana bulunması ise bana hoşgörünün en güzel örneklerinden birini gösterdi. Farklı inançların aynı meydanı paylaşması, aslında Balkanların ortak kültürünü de anlatıyor. Rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal'ın adını taşıyan okulun varlığı ise Türkiye ile Arnavutluk arasındaki dostluk bağlarının eğitim alanında da yaşatıldığını gösteriyor.
Tiran'ın yapay gölleri, geniş parkları, opera binası ve düzenli şehir yapısı oldukça dikkat çekici. Daha sonra Dıraç'a (Durrës) geçtik. Adriyatik Denizi kıyısındaki bu turizm şehri, uzun sahilleriyle her yıl binlerce turisti ağırlıyor. İnce kumlu plajlarında denize girme fırsatı bulduk. Deniz her ne kadar çok berrak olmasa da insanların sıcaklığı ve misafirperverliği bu eksikliği unutturuyor.
Arnavutluk insanı güler yüzlü, sakin ve yardımsever. Kafeler günün her saati dolu. İnsanlar sosyal yaşamın içinde. Trafikte ise dikkatimi çeken başka bir ayrıntı vardı. Geniş yollar, az sayıda polis ve sürücülere yardımcı olmaya çalışan trafik görevlileri... Elbette her ülkenin kendine göre kuralları vardır ancak insanların birbirine karşı daha sakin davranması dikkat çekiciydi.
Şehrin birçok noktasında Türk restoranlarıyla karşılaştık. Araç tamircisinden kafelere kadar birçok Türk işletmecisi bulunuyor. Daha da ilginci, Arnavut çalışanların büyük bölümü Türkçe konuşabiliyor. Türk müşterilerine menü konusunda yardımcı olmaları, iki halk arasındaki kültürel bağların ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.
Benim için en anlamlı anlardan biri ise bir kitapçıda yaşandı. Cadde kenarında satılan kitapların arasında Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatını ve devrimlerini anlatan eserleri görünce büyük gurur duydum. Atatürk yalnızca Türkiye'nin değil, dünya tarihinde de saygıyla anılan önemli liderlerden biri olmaya devam ediyor.
Teleferikle yaptığımız yolculuk ise ayrı bir güzellikti. Şehrin tepelerinden Tiran'ı kuş bakışı izlemek, yemyeşil doğayı görmek ve hayvanat bahçesinde çocukların neşesine ortak olmak unutulmaz anılar arasında yer aldı. Kafelerde ise Osmanlı dönemini anlatan Türk dizilerinin ilgiyle izlendiğini görmek dikkatimi çekti. Kültür bazen siyasetin başaramadığını başarır; insanlar dizilerle, müzikle ve sanatla birbirini daha iyi tanır.
Bir akşam yemeğinde yaşadığımız olay ise bu geziye ayrı bir anlam kattı. Restoranda tanıştığımız Türkçe konuşan bir aileyle sohbet etmeye başladık. Beyefendi Belçika'da aile hekimi, eşi ise eğitim koçuydu. Kendisi Belçika'da doğmuş ama dedelerinin Konya'dan gittiğini anlattı. Türkiye'yi sosyal medyadan takip ettiklerini söyledi.
Sohbet ilerledikçe konu bizim vazgeçilmezimiz olan çaya geldi. "Demli bir Türk çayı var mı?" diye sordum. Restoran sahibi gülümseyerek, "Hazır değil ama Süleyman Abi istediğine göre hemen demleriz. Biz burada yaşasak da Türkiye kültürünü yaşatıyoruz." dedi.
Bir süre sonra ince belli bardaklarda mis gibi demlenmiş çaylarımız geldi.
İşte o anda kilometrelerin aslında ne kadar önemsiz olduğunu bir kez daha anladım.
Çünkü Türk insanını dünyanın neresine giderseniz gidin tanırsınız.
Bir bardak çay...
Bir sıcak tebessüm...
Bir "Hoş geldiniz." sözü...
Bazen dostluğun en güzel ifadesi bunlardır.
Türkiye ile Arnavutluk arasında yüzyıllara dayanan ortak bir tarih bulunuyor. Elbette tarihte farklı dönemler yaşandı, farklı mücadeleler verildi. Ancak bugün bakmamız gereken yer geçmişteki ayrılıklar değil, gelecekteki dostluktur. Ticarette, turizmde, eğitimde, kültürde ve insani ilişkilerde iki ülke birbirine her geçen gün daha fazla yaklaşıyor.
Biz gazetecilere düşen görev de insanları ayrıştırmak değil, ortak değerleri görünür kılmaktır.
Arnavutluk'tan dönerken valizimde birkaç hediyeden çok daha değerli bir şey vardı...
Yeni dostluklar...
Güzel hatıralar...
Ve iki ülkenin insanlarının aslında birbirine ne kadar benzediğini gösteren unutulmaz anılar...
Dostluklar sınır tanımaz.
Çünkü gönüller arasında pasaport sorulmaz.
Dobra dobra söylemek gerekirse; barışın, dostluğun ve kardeşliğin kazandığı her gün, hem Türkiye hem de Arnavutluk için en büyük zafer olacaktır.














